Ölüm yas ve çocuk

Yazan Banu Dilerge Mısırlıoğlu | 07/07/2019




Anne baba, çocuklar için güven ve destek sağlayan, bakan, büyüten kişilerdir. Anne baba kaybı, çocuklar için zorlu bir süreci beraberinde getiren bir yaşam olayıdır. Çocukların anne ya da babasının kaybı çocuğun yaşamına yeni zorluklar getirmektedir. Kaybı izleyen süreçte çocuklar bir yandan ölüm olayını anlamlandırmaya çalışırken, diğer yandan da anne ya da babanın kaybını kabullenmeye ve değişen yaşam durumlarına uyum sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu sorunlar, çocukların tüm yaşamlarını etkileyebilecek boyutlara ulaşabilmektedir. Çocukların anne ya da baba kaybıyla yaşamlarında meydana gelen değişikliklere uyum sağlaması her zaman çok kolay olmamaktadır. Çocukların bireysel özellikleri, içinde yaşadıkları çevre, bu çevreye ilişkin kültürel örüntüler ve kaybın nasıl gerçekleştiğinin ele alınması; çocukla uygun bir şekilde çalışılması açısından önemlidir. Başka bir deyişle “Çocukların anne baba kaybı ile baş etmelerinde, çevrelerinde bulunan yetişkinlerin kayıp karşısında sergiledikleri tepkiler çocuğun yeni yaşam durumuna uyumu açısından önemlidir.”.

Yetişkinlerin, çocukların ölümü büyüklerden farklı olarak algıladıklarını bilmeleri ve çocukların kendileri ile benzer şekilde yas tutamayacaklarının farkında olmaları gerekmektedir. Bu noktada yetişkinlerden bir yandan kendi yas süreçleri ile ilgilenirken; diğer yandan da çocukların duygularının farkında olmaları ve bunu önemsemeleri beklenmektedir.

Çocuklar Ölümü Nasıl Algılarlar?

Çocukların ölümü algılamaları yaşlarına ve gelişim dönemlerine göre farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar, çocukların anne baba kaybını anlamlandırmalarında ve anne baba kaybı ile başa çıkmalarında etkili olmaktadır. Çocukların bireysel ve gelişimsel özelliklerine göre kayba nasıl tepki vereceklerinin bilinmesi, yas sürecinde çocuklara nasıl davranılacağının belirlenmesi açısından önemlidir.

Beş yaş öncesi dönemde çocuklar olayların insanlar tarafından kontrol edildiğine inanma eğilimi gösterirler. Ölüm olayını da insanların kontrolünde olan bir olay gibi algılayarak ölümü uykuya, yolculuğa benzetebilirler ve ölen insanların geri dönebileceğine inanabilirler. Bu yaştaki çocuklar ölümün bir son olduğunu anlamazlar. “Babamın mezardan gelmesine yardım edemez miyiz?” ya da “Benim kız kardeşim ne zaman geri gelecek?” tarzında sorular sorarlar.

Okul dönemindeki çocuklar zaman kavramını öğrenmiştir. Soyut düşünme yeteneği kazandıklarından ölüm kavramını algılayabilirler. Ölümün geri dönülmez bir şey olduğunu anlayabilir ancak kendinin ölebileceğini kavrayamazlar. Bu dönemde çocuklar yetişkinlere benzer şekillerde yas tutabilir, üzüntü yaşayabilir. Aileden birisinin kaybının, üzüntü veren zorlu bir süreç olduğunu bilir. Ağlama, uyku ve yemek alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelebilir. İçe çekilme, saldırganlık, alt ıslatma gibi davranış problemleri görülebilir. Anne babanın ya da çocuğun çevresindeki diğer yetişkinlerin onun tepkilerinin geçici olduğunu bilmesi gerekir. Okul çağı çocukları ölümün ne olduğunu bilirler fakat kendilerinin ölebileceğini kavrayamadıkları için hayaletlerin, yaratıkların, meleklerin ölümle ilişkili olduğunu düşünürler. Ölümün nasıl gerçekleştiği ile ilgilenmeye başlarlar. Somut göstergelere ihtiyaç duyarlar. Okul çağında anne baba kaybı yaşayan çocuklarda görülen sorunlara örnek olarak; okul başarısında değişiklik, çok çabalamasına karşın düşük başarı düzeyi, okula gitmeyi, uyumayı ve akranlarıyla oynamayı şiddetle reddetme gibi sorunlar verilebilir. Ayrıca, aşırı hareketlilik, düzenli oyunlarda sürekli hareket etme, huzursuzluk, anksiyete ve fobilerin ortaya çıkması da olasıdır.

Ergenlik döneminde ölüm kavramı soyut biçimde kavranır. Ergenler, tehlikeli durumlar sonucu ölebileceklerini bilirler. Ergenlik döneminde gençler, yaşamın anlamını sorgulamaya başladıklarından, anne baba kaybı ile karşılaştıklarında bu kaybın nasıl gerçekleştiği ve bu kaybın hayatlarını nasıl şekillendireceği konusunda tam bir anlayışa sahiptirler. Ergenler bir kayıpla karşılaştıklarında bunu önemsemiyormuş gibi görünebilirler; bunun nedeni ergenlerin güçlü görünmek istemeleridir. Böyle bir durumda ergenler genellikle iki paralel düzeyde yaşarlar: Görünen düzeyde normal hayatlarına devam ederler; gizli kalan düzeyde ise kayıpla ilgili yoğun duygular yaşarlar.

Gelişimsel döneminin dışında, çocuğun ebeveynin kaybını nasıl yaşayacağını etkileyen birçok faktör vardır. Örneğin, öldürülme, afetler, kazalar gibi olaylar sonucunda anne veya babasını aniden ve beklenmedik bir şekilde kaybeden çocuk travmatik stres tepkileri de gösterebileceğinden iyileşme süreci uzayabilir. Çocuğun kayıptan önce fiziksel veya psikolojik sıkıntılarının olup olmaması, ölen ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki, hayatta kalan ebeveynin iyi olup olmadığı gibi etkenler bu süreçte bir risk faktörü veya bir koruyucu faktör olabilir.

Ölüm Çocuğa Nasıl Anlatılmalıdır?

Ölüm olayı çocuğa aktarılırken bunu çocuğun anne ya da babası ya da çocuğa duygusal olarak yakınlığı olan biri olmasına özen gösterilmelidir. Yaşayan ebeveyn için çocuğa babasını veya annesini kaybettiğini söylemek oldukça zorlu bir görevdir. Araştırmalara bakıldığında genelde bu görevi aile içinde çocukla iletişimi ve etkileşimi iyi olan, soğukkanlı bireylerin üstlendiği görülmektedir. Ancak en doğru olan, çocuğa bu durumun geciktirmeden, sakin ve anlayabileceği bir şekilde, hayatta kalan ebeveyni tarafından açıklanmasıdır.

Söylenen yer çocuk için önemli olmaktadır, bu nedenle sakin bir odanın bulunması, çocuğun oturtulması önerilmektedir. Çocuğa ölenin kim olduğu ve nasıl öldüğü doğrudan söylenmelidir, bilinen gerçekleri içermelidir ve en önemlisi çocuğun tepkilerine hazırlıklı olunmalıdır. Çocuk birdenbire ağlamaya, bağırmaya başlayabilir ya da sadece oturarak anlam vermeye çalışabilir. Çocukla konuşurken ölen kişi hakkında “uyuyor”, “yolculuğa çıktı”, “başka bir dünyaya gitti”, “cennette”, “bize yukarıdan bakıyor” gibi ifadeler kullanılmamalıdır, ruh gibi soyut kavramlara yer verilmemelidir. Bu, yolculuğa çıkan ya da uyuyan herkesin öldüğü gibi bir his yaratabilir ya da karmaşıklık getirir. Ölüm çocuk için uzağa gitmek, hasta olmak, yaşlı olmakla karıştırılmamalıdır.

Ölüm kavramı üzerinde konuşurken ebeveyn olabildiğince açık, sade ve basit bir şekilde konuya yaklaşmalıdır. Özellikle okul öncesi dönemde ki çocuk için uzun ve karmaşık cevaplar sıkıcı ve karmaşık olabilir. Çocuklara verilen cevaplar bir sonraki soru soruluncaya kadar onları idare edebilir. Bazen tekrar tekrar aynı soruları sorabilirler. Deneyimleri arttıkça soruları da değişikliğe uğrayabilir. Bazen çocuklar ölüm kavramının arkasındaki duygusal süreçlerle de ilgilenirler. Mesela “Neden biri öldüğünde diğer insanlar ağlıyor?” gibi sorular sorabilirler. Bazen çocuklar alışılmadık ve ani sorular da sorabilirler: “Anne, sen ne zaman öleceksin?” gibi. Burada çocuğun endişesinin giderilmesi çok önemlidir. Ölüm kavramı tam olarak anlaşılmadığından, çocuk tarafından bu durum ayrılık gibi algılanabilir ve çocuk kısa süreli de olsa ebeveyninden ayrı kalmak istemeyebilir. Başka bir sorun da çocuğun ölüme ilişkin kafasındaki var olan kavramsal yanlışlardır. Ölümün uykuyla karıştırılması ve ölen kişinin uyuduğunun zannedilmesi çocuğu rahatsız edebilir, böyle düşünen çocuklarda genelde uykuyla ilgili problemler de ortaya çıkabilir. “Uzağa gitmek” de bir başka kavramsal yanlıştır. Çocuklarda terk edilmişlik duygusuna yol açabilir. Kısa süreli ayrılıklar endişe yaratabilir. Sorun yaratan başka bir konu da hasta olmaktır; her hasta olan kişinin öleceğini sanan çocuk kendisi veya ebeveyni hastalandığında öleceğini düşünebilir. Çocuk eğer sadece yaşlı insanların öldüğü konusunda bilgilendirilmişse; genç bir insan veya bir çocuğun öldüğünü duyduğunda şaşırabilir ve bildiklerine inancını yitirebilir.

Kayıp yaşayan çocuğun kafasında onu rahatsız eden ve üzüntüsünü arttıran bazı sorular olabilir: “ Bu ölüme ben mi neden oldum?”, “Aynısı bana da olacak mı?”, “Bana kim bakacak?”. Bu tip sorular çocuğu rahatsız etmekle birlikte endişelendirir. Özellikle “Sen beni öldüreceksin!” diyen bir anne gerçekten öldüğünde ya da kardeşine kızdığı zaman “Ölsün de kurtulayım!” diyen bir çocuğun kardeşinin ölümünden kendisini sorumlu tutması ve suçlaması mümkündür. Yakın arkadaş çevresinde bir hastalık veya kaza ile bir ölüm meydana geldiğinde, yaşadığı üzüntünün yanında benzer bir şeyin kendi başına da gelebileceğini düşünerek endişe ve korku duyabilir. Çocuk için ebeveyni çok önemli olduğundan, özellikle okul öncesi dönemde ebeveyn çocuğun tüm ihtiyaçlarını karşıladığından çocuk için ebeveyninin kaybı oldukça korkunçtur. Çocuk, bundan sonra kimin kendisine bakacağı ve onu büyüteceği gibi konularda hassasiyetle düşünür. Çocuklar hala güvende oldukları ve sevildikleri duygusunu hissettiklerinde bunun üstesinden gelebilirler.

Aile içindeki kayıp, yaşayan ebeveyn için de zorlu bir süreçtir. Kişisel kayıp duygusunun yanı sıra aileyi toparlamak, yeniden yapılandırmak ve organize etmek, güvenli bir hale getirmek hayattaki ebeveynin sorumlulukları arasındadır. Ölüm gerçekleşmeden önce ailenin yakın çevre ile kurduğu bağlar ve yakın aile fertleriyle olan ilişkileri son derece önemlidir. Çocuk için büyükanne/ baba ile kurulan ilişkilerin devamlılığı önemlidir. Geniş aile içinde çocuk yetişkinlerle iletişim ve etkileşimini sürdürürse kendini güven içinde hisseder ve bu ilişkiler aile için güçlü destek sağlar.

Çocuğun cenazeye götürülmesinde bir sakınca bulunmadığı söylenmekle birlikte bu olaya çocuğun hazırlanması gerekmektedir. Güvendiği bir yetişkinin yanında olması ve duyguların ifade edilmesine izin verilmesi bu aşamada önemli olmaktadır.

Ebeveyni̇ni̇ Kaybeden Çocuk Nelere İhti̇yaç Duyar?

  • Çocuğun kayıpla baş ederken birincil örnek aldığı ve destek faktörü olan kişi kalan ebeveyndir. Kalan ebeveyn, kendi duygularını tanır ve acısını ifade ederse, çocuğa da duygularını ifade etmede örnek oluşturur. Ebeveynlerin bu dönemde çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için çocukların tepkilerini bilmeleri ve sorularına hazırlıklı olmaları gerekmektedir.
  • Kayıp yaşayan bir çocuk için en önemli nokta, ebeveyninin ve çevresinin acı çeken çocuğu ciddiye almasıdır. Ailede ölüm olduğunda bazen yetişkinler çocukların kendileri kadar acı çekmediklerini düşünürler, çocukların bu süreçten ne kadar ve nasıl etkilendiklerini anlamayabilirler. Ebeveyn öncelikle çocuğun duygularını dile getirmesine yardımcı olmalıdır. Yaşanılan olaylar, duyulan yalnızlık ve üzüntü, geçmişte yaşanılan mutlu zamanlar, geleceğe ilişkin planlar üzerine konuşmak hem çocuk hem de diğer aile üyeleri için oldukça yardımcıdır.
  • Kayıp yaşayan çocuğun dâhil olmaya ihtiyacı vardır. Ebeveynini kaybeden bir çocuk etkilenmesin diye başka bir yere gönderilirse, aslında yas tutma hakkı elinden alınmış olur ve çocukta daha çok kaygı yaratır. Çocuk da istiyorsa 6 yaşından sonra bazı ritüellere katılabilir. Bazı kültürlerde ölen kişinin evinde yemek yenir. Bu bir anlamda hayatın devam ettiğinin de göstergesidir. Çocuk da iyileştirici ve destekleyici ritüellere katılabilmelidir.
  • Kayıp yaşayan çocuk, rutin ve düzenin korunmasına ihtiyaç duyar. Evdeki kurallar, uyku ve yemek saatleri gibi günlük hayata dair düzenleyiciler mümkün olduğunca aynı kalmalıdır. Başka yere taşınma, başka bir okula gitme gibi önemli değişiklikler zorunlu olmadıkça ertelenmelidir.
  • Kayıp yaşayan çocuğun hatırlamaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç kulağa tuhaf gelse de yas sürecinden sonra kaybımızı hatırlamak son derece sağlıklıdır. İşleri karmaşık hale getiren; üzerinden çok uzun zaman geçse de aynı acıyla kaybı hatırlamak veya hiç hatırlamamaktır. Bu nedenle, kaybedilen ebeveyne dair fotoğraflar, eşyalar, anılar hemen ortadan kaldırılmaya çalışılmamalıdır. Ailenin kaybedilen kişiyi hatırlayabileceği bir anı köşesi, anma günü, fotoğraflar, hatıralar hep olmalıdır.